Efes Antik Kent

Bir süre önce iş için İzmir’e gitmiştim, İzmir’e kadar gitmişken büyüleyici Efes Antik Kenti gezmeden gelmek istemedim. Hava yağmurlu ve sisliydi fotoğraflar çok canlı değil ama inanın Efes hala canlı.

Efes1Dikkat kesilirseniz, sokaklarında koşturan atlı arabaları, yaya yolunda yürüyen filozofun etrafındaki öğrencilerin seslerini, tiyatrodan yükselen kahkaha, korku ya da  tedirginlik ifadelerini, sahneye çıkmış antik dönem tiyatrocuların ayaklarında parmak arası sandaletlerle yaptıkları gösterileri, Celsus kütüphanesi inşaat işçilerinin susuzluktan kana kana içtikleri suyun yere dökülen damlalarını, şu an yamaç evler olarak adlandırılan ve o dönemin varlıklı ailelerinin kaldığı özel sitenin önünde duran koruma görevlilerini, limana yanaşan gemilerin direk ve yelkenlerini, kısa aralıklarla yapılan çeşmelerden gürül gürül akan suların sesini, mermer kesme makinesi başında çalışan işçilerin verdiği öğlen yemeği molasını, şehrin karşı yamaçlarında koyun otlatan antik dönemlerin sakallı çobanını görür gibi oluyorsunuz.

Mil taşları üzerindeki yazıları okuyunca, aynı yazıyı 3000 yıl önce bir iyonyalının okuduğunu ve gece konaklayacağı noktayı bu taşlar üzerindeki bilgilerle belirlediğini düşünüyorsunuz.

Gladyatör dövüşlerine de sahne olan 24.000 kişilik antik tiyatroya girdiğinizde seyircilerin çıkardığı uğultu sizi bir anda sahneye çiviliyor.

Kral için yapılan gösteriye hazırlanan oyuncuların kuliste yaşadığı koşturmaca ve stresi hissediyorsunuz.

Derelerden gelen alüvyonlarla sonradan dolan Efes limanına yanaşan ve baharat taşıyan gemilerden gelen kokular burnunuzu ve ahşap gıcırtıları kulaklarınızı kemiriyor.

Dünya’nın yedi harikasından biri olarak kabul edilen görkemli Artemis tapınağının yakıldığı geceye gidiyor, etrafta koşuşturup yangını söndürmeye çalışan asker ve sivil insanların çaresizliğini görüyor, yangın alevlerinin yüzünüzü kor gibi yaktığını hissediyorsunuz.

EfesMiltaslariArtemis tapınağını anlatan Sidon’lu Antipader’in aşağıdaki sözlerini, alevler arasından bir kez daha okuyorsunuz.

“Mağrur Babil’in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını ve Alpheus’daki Zeus heykelini ve asma bahçeleri gördüm ve Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos’un engin mezarını; ama Artemis’in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki “İşte! Olimpus’un dışında, Güneş hiç bu kadar büyük bir şeye bakmadı.

Anadolu öyle çok hikayeler, öyle gizemli antik kentlere sahip ki. Her biri hakkında ciltlerce kitap  yazılır. Pergamon, Assos, Aphrodisias, Halikarnassos, Olympos, Aspendos bunlardan yalnızca bazıları.

Ne yazık ki bu antik kentlerin kalıntılarının çoğu özellikle Avrupa ülkeleri tarafından alınıp götürülmüş. Bu topraklara ait kalıntılar başka ülkelerdeki müzelerde sergileniyor.

Oysa mesela Bergama’yı kurulduğu tepeden, Efes’i limanından ve Selçuk’u kalesinden ayrı düşünebilir misiniz?

Topraklarımızdaki önemli eserleri birer taş yığını olarak görme hastalığından hala kurtulamadık, bunlar dünya ortak mirasıdır ve onları korumak bütün insanlık adına bizim görevimizdir. Tarihi eserleri ait oldukları yerlerde korumak ve sergilemek ise bütün halkların ve devletlerin ortak sorumluluğu olmalı.

Almanlar, Bergama (Pergamon) antik kentinden götürdükleri malzemelerle Berlin’de Bergama müzesi açmışlar. Bu müzedeki en trajik eserlerden biri Athena Tapınağıdır. Kocaman tapınağın temelleri hariç neredeyse her parçasını oraya götürüp yeniden inşa etmişler.

EfesTiyatroAynı antik kente ait Zeus sunağı ise 2. Abdulhamit tarafından vaktiyle Almanlara para karşılığı satılmış. Artemis tapınağından arta kalan bazı heykel ve eserler İngiltere’de, British Museum’da sergileniyor.

Rusya’da, Amerika’da binlerce böyle eser var. Çoğu para (komik miktarlarda) karşılığı satıldığı için geri vermek de istemiyorlar.

Geri verilirse bizim o eserleri ne kadar koruyabileceğimiz ise, işin daha da trajik olan kısmı…

Deniz KARTAL

Ocak 2010

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir